Bir ses duydu. Masmavi bir odadaydı. Tüm duvarlar, alabildiğine iğrenç maviydi. Başını döndürmüştü bu mavilik. Tekrar duydu aynı sesi, sonra tekrar. İçini bir ürperti almıştı şimdi. Ve git gide daha da kaplıyordu bu korku benliğini. Hem merak ediyor, kendini alamıyor, hem de ölesiye korkuyor, kalp atışlarını tüm vücudunda gümbür gümbür hissediyordu. Nefesi sıklaştı, boncuk boncuk alnından bir damla ter, kaşının yanından süzüldü.
Koridorun başındaki kapı gıcırdayarak kapandı, ağır adımlarla bir ayak sesi duyuyordu şimdi. Nefesini tuttu, korkusu daha da arttı. Ses yaklaştı, yaklaştı. Tam o odanın kapısının önünde durdu. Kapı kapalıydı ama, kapının arkasındaki her kimse, o nefesini duyabiliyordu. Kapının tokmağı hafifçe oynuyordu ki, telefon çaldı. Adam hızlı adımlarla gıcırdayan kapıdan dışarı çıktı. Derin bir nefes aldı. Ne kadar zamanı vardı? Düşünmek yersizdi. Bir an önce bulmalıydı o kaseti. Ve bir an önce, ölmeden, kurtulmalıydı bu izbe yerden. Dizlerinin üzerine çöktü ve emekleyerek yerdeki dergileri sağa sola itmeye başladı. Buralarda bir yerde olmalıydı o kaset, hissediyordu. İşte, şu komodinin altındaki karaltı...
Koridorda yeniden ayak seslerini duymaya basladı. Bu kez iki kişilerdi. Aralarında bir şeyler homurdandıktan sonra biri üst kata yöneldi. Diğeri bu odaya dogru geliyordu. Dergileri eskisi gibi dağıtıp yatağın altına saklandı. Ilk bakılacak yerdi, biliyordu, ama başka çare yoktu. Nefesini tuttu ve olabildiğince büzülüp en dibe gitti. Kapı aralandı, bir namlu göründü. Ardından bir hışımla iki ayak daldı içeri. Cama yürüdü, biraz durdu, yatağa doğru dönüp iki adım atmıştı ki, yukarı çıkan geldi ve